...

Aralık 23, 2011

Bugünün 'şimdi'si yarının 'geçmiş'i olmayacak mı sanki?



Bazı şarkılar var. Dinlediğimde beni olduğum yerden alıp onu ilk duyduğumdaki zamana götürüyor. Bir şeyler hatırlatıyor iyi kötü. O ana dönünce tekrar yaşıyorum geçmişi. En çok da çocukluğumu hatırlıyorum bu şarkılar yüzünden.

Bunu ne zaman dinlesem, henüz ortaokula gittiğim sıralarda dedemle balık tuttuğum o güne dönüyorum mesela. Dedemin yanında getirdiği radyosunda dinlemiştik bu şarkıyı. Balıkları ürkütmemek için yavaş nefes almaya çalışmıştım o gün. Sonra şimdiki zamana dönüyorum. Dedem artık benimle balık tutmaya çıkamayacak kadar hasta.

Kuzenlerimle beraber kalabalık bi aile şeklinde gittiğimiz o üç aylık tatil geliyor aklıma şu şarkıya her rastladığımda. Yaşadığım en uzun ve en güzel tatildi benim için. Yıl 1997 o zamanlar. Daha okula bile başlamadığım, tek derdimin seksek oynarken çizgiye basmamak olduğu yıllar..

Mütemadiyen özlüyorum eski zamanları. Belki de bu unutamayış yüzünden dinlediğim şarkılarda eskiyi arıyorum. Özellikle bunu, bunu ve bunu dinlerken.

Dedemlerin iki katlı cumbalı evlerinin bahçesindeki küçük dünyamdan eser yok şimdi. Daha çok şey bilmek daha çok canımızı yakmaya başladı artık.
Mesela o zamanlar bina yığınları kapatmıyordu gökyüzünü şimdiki kadar. Ve yazları havanın geç kararması bile mutluluktu benim için. Çünkü bu, dışarıda daha fazla zaman geçirmek, daha çok oyun demekti. Ne telefonumuz vardı ne de "internet"in kelime anlamını biliyorduk. Ama daha güzeldi yüzümüzdeki gülümseme.

Çocukluğumun geçtiği o bahçede ortancalar vardı. Dedem sürekli çiçek ekerdi bahçeye, ilkbahar geldiğinde renk cümbüşü yaşanırdı ektiği çiçekler sayesinde. He bir de yaşlı bir ceviz ağacı dururdu bahçe kapısının solunda. Cevizler olgunlaşıp yere düşmeye başladığında dedem ağaca çıkıp toplardı onları. Ben de aşağıda onun düşmemesi için dua eder, dökülen cevizleri eteğimi tutarak toplamaya çalışırdım. Aynı ağaç hala yerinde duruyor ama artık cevizler hep çürük çıkıyor.

Yazın en sevdiğim yanı akşam yemeklerini bahçede yiyebiliyor olmaktı. Kalabalık bi aile olmanın en güzel tarafı akşam yemekleri değil midir zaten? 5 tane dayım var benim ve hiçbiri akşam yemeklerini kaçırmazdı. Dedem haftada bir ızgara yapardı ve balık eksik olmazdı masadan. Radyoda hep aynı frekansı bulur, onu dinlerdi dedem. İyi derecede lazca konuşurdu, küçükken bana "paçi" dediğinde ne demek istediğini anlamaz ama saygımdan da soramazdım ne anlama geldiğini. Lazcada "Kız çocuk" demek olduğunu çok sonraları öğrendim. İşte o akşam yemeklerinde anneannem Müzeyyen Senar'dan girer, Safiye Ayla'dan çıkardı. Sesi çok güzeldi, zamanında onu radyodan istemişler ama babası buna karşı çıkmıştı. Hep "Sesimi kasede çekin." derdi, "Öldüğümde dinler yad edersiniz beni. Hem hatıra kalır." Ben de ananemi her özlediğimde en sevdiği şarkıyı açıp dinlerim.

Şimdi mi?

Şimdi daha anlamsız yaşıyormuşum gibi geliyor. Küçük şeylerden mutlu olmayı bile beceremiyorum. Her şeyi çabuk tüketiyor, çabuk sıkılıyorum.

 Yine de çocukluğunu yaşayabilen son nesil olmakla avunuyorum, kendimi şanslı sayıyorum.

Hiç yorum yok: