...

Aralık 25, 2011

Hayattaki ilk arkadaşım;

Ben 5 yaşındayken annemin bir kasım akşamı elinde kocaman bi hediye paketi içinde eve getirdiği turuncu saçlı chucky'den hallice oyuncak bi bebekti. Kafasında pervanesi, kocaman burunlu, kırmızı pantolonu ve çizgili gömleğiyle çilli, acayip bi' şeydi. Sürekli bir şeyler yedirmeye çalışır, yiyemediğini görünce de "bozuk bu oyuncak" diye bağırırdım. O tarihlerde kardeşim henüz 1 yaşındaydı, haliyle sosyal bir ilişkimiz yoktu. Aramızda 4 yaş fark olduğundan benim için o, hayata 4 yıl geriden başlayan küçük bir veletti. Abla oldum ya kendimi bir şey sanmaya başlamıştım iyice. Kardeşim benimle arkadaş olamayacak kadar küçük olduğundan çareyi bu meymenetsiz bebekte bulmuştum. Adeta ev arkadaşım gibiydi. Kimi zaman benden dayak da yerdi. Stres topuydu yani bi' nevi.

Nefes alan bir şeyden daha yakındı bana, kızmıyordu, bağırmıyordu ya da sevmediğim tokaları saçlarıma takıp, giymek istemediğim o kalın çorapları zorla giydirmiyordu annem gibi. Beni, nasılsam öyle kabul ediyordu, ruhu olduğuna inanırdım onun. Bazen uzun süre gözlerine bakınca sanki o da bana bakıyormuş gibi gelirdi, hatta bazen gülümsediğine bile yemin edebilirdim. Gelgelelim annemi inandıramıyordum buna: "Oyuncakların kalbi yoktur, ruhu da. İnsan yapımı onlar. Senin hayal gücün kuvvetli." demişti bana. Büyükleri sevmezdim bu yüzden, hiçbiri çocukları ciddiye almıyordu çünkü. Yaşıtlarımın aksine hiç büyümek istemedim ben, onlar gibi olmak istemedim. Hep yetişmem gereken bir yer, sürekli bi acelem ve eğlenceye ayıracak vaktim olmazdı çünkü büyürsem.

Sonra büyüdüm. Kaçış yoktu bundan.

Ve o bebeği küçük kuzenime hediye ettim ağlayarak. Çünkü annem artık büyüdüğümü ve okula gideceğimi, orada 'gerçek' arkadaşlarım olacağını söylemişti. Veda etmek zorunda bırakıldım. Ondan sonra birçok 'gerçek' arkadaş edindim. Hepsi de nefes alan, gülen, ağlayan insanlardı. Ama birkaçı hariç hiçbirinin ruhu olduğuna inanmadım. Çünkü hep olması gereken tepkileri veriyorlardı kurulmuş bi oyuncak gibi. Yapılması gereken şeyleri yapıyorlardı, istediklerini değil. Bu muydu gerçek arkadaş annemin bahsettiği? Yüzündeki maskenin ardından seslenenler mi?

Arkadaşlıkla dostluk arasında ne fark vardır bilmem ama eğer dostluk, arkadaşlığın ötesinde bi durumsa tek bir dostum oldu diyebilirim ve çok uzun soluklu bi' arkadaşlıktı. Hep bi ortak nokta bulma çabası içindeydik. Hatta zamanla birbirimize de benzemiştik. İlkokul, ortaokul, lise hatta gittiğimiz dersane dahi aynıydı. Hep aynı sırada beraber ders dinledik onunla, birlikte okulu kırdık. Aynı acılar ve mutluluklar üzerinde test sürüşü yaptık. Aynı anda saçmaladık ve çokça dalga geçtik kendimizle. Dünya üzerinde en iyi anlaştığım insandı. Ama dedim ya büyümek sıkıntılı, kötü.

Aynı yıl üniversiteyi kazandık. Ondan sonra aramıza mesafeler girdi. Ben burada kaldım, o Bursa'ya gitti. Her günü beraber geçirdiğiniz, alıştığınız bi insanla ayrılmak çok zor oluyor, öyle de oldu. Çok zordu, 4 tekerlekli bisikletten 2 tekerlekliye geçen bi çocuk gibi güvensiz ve eksilmiş hissetmiştim kendimi. İkimiz de üniversiteyi kazandığımıza sevinsek mi üzülsek mi bilemedik. Ve yine her seferki gibi zaman alıştırdı bizi. Şimdilerdeyse bağlantıyı iyiden iyiye kopardık gibi. Şu an görüşsek yine aynı samimiyet ve mutlulukla eskisi gibi güzel zaman geçirir miyiz muamma. Ama yaklaşık 14 yıllık bi zamanı beraber paylaştık ne de olsa.

İşte zaman yarılıyor ömrümüzü. Güzel şeyler böyle geçmişte kalıyor, eskisi gibi olsun istiyorsun.

Olsun.
Bırakalım yine rüzgarlarda karışsın saçlarımız.
Hazırlıklıyız.
Çünkü şarkıda da dediği gibi;  hiçbir şey dünyamızı değiştiremez bizim.

Hiç yorum yok: