...

Ocak 12, 2012

'Olmasa da olur'lar / 'olmazsa olmaz'lar

Bir akşamüstü biriyle kahve içip hiçkimsenin hakkımızda bilmediği şeyleri anlatıyoruz birbirimize; en derin en olmadık konulara giriyoruz, gözyaşları ve mutluluklar üzerinde test sürüşü yapıyoruz; ona dost deniyor, çünkü güven duyuyorum o an ki bu çok az olur. Güven, en az hissettiğim duygudur.

Sonra birilerinin yanında en samimi kahkahalarımı bırakıyorum bi anda, en basit cümlelerle konuşuyorum, nasıl göründüğümü umursamıyorum. Çünkü ne yanlış anlaşılırım korkusu var ne de utanma duygusu. En salt haliyle kendim oluyorum onların yanında; onlara da kuzen deniyor, kan bağı değil duygusal bi’ bağın bir arada tuttuğu.

Biri var ki doğumumdan itibaren ruhumu tedavi edip duygularımı onarıyor onlar her kırılıp bozulduğunda. Hayatı öğretiyor en başta insanlığı; ona da anne deniyor seni tamamlayan en büyük yapboz parçası.

Böyle anlamlandırıyorum hayatımdaki özneyi, yüklemi, nesneyi. Böylelikle cümle oluyorum, cümle kurabiliyorum.

Geriye edatlar, bağlaçlar, zarflar kalıyor. Onları da pek gerekli görmüyorum, olmasa da olur grubuna giriyorlar. Yani hayatımda "olmasa da olur" dediklerim yok, "mutlaka olsun" dediklerim var.

Hiç yorum yok: