...

Haziran 28, 2012

Gölge Boksu

"İnsanın içi, içine kaçar. Sonunda bu olur. Hissizliğin, dövülerek vahşileşmiş çocukların sırıtması gibi ürkütücüdür. Çünkü insanın da sonu vardır, insan olarak kalsa dayanamayacağı için gördüklerine, insanlığı kilitler dibinde bir yere. Geriye ayakta kalabilmek için belki, insan sadece öfkeye tutunur. Öfke, acı çekmekten bitkin düşmüşlerin son durağıdır."

Tam kitabı okurken şu paragrafa denk geldim. Duraksadım bir süre. Kaybettiği bir şeyi ilk baktığı yerde bulan şanslı biri gibi sırıttım. Bu aralar bende açığa çıkan bu ruh halinin nedeni tam da buydu. O gereksiz ölçüde bir anda kabaran öfke duygusu, kendimi kendi haline bırakıp hissizleşebileceğim bir ortamı yaratıp da yine kendimi, yarattığım o potada eritme çabalarım hep aynı cümleye çıkıyor.

İçimin, içimde derin bir yerlerde kış uykusuna yattığını düşünüyorum. Hayır kendime kızıyorum nedir bu ergen tripleri, böyle hayattan tat alamıyorum'lar, her şey o kadar boş geliyor ki diye mızmızlanmalar! Nedir alıp veremediğim hayatla? Niye bana acı vereceğini, umudumu tamamen yok edeceğini bildiğim şeylerin üzerine gidiyorum, hep perdenin arkasında, madalyonun diğer tarafında kimin olduğuyla ilgileniyorum?

Okudukça, gördükçe, biraz da tecrübe ettikçe farkına vardığım şeyler, daha da uzaklaştırıyor beni insanlardan.

Farkındalık ne boktan bir şey, yahu en basit olayda bile insan bünyesine zarar veriyor. Mesela ben ilkokuldayken falan eve bir arkadaşım geldiğinde annem yiyecek bir şeyler hazırlardı. Ben de annemin hazırladıklarını tepsiyle götürürken tabaklardan daha dolu olanını arkadaşıma verirdim yanlış anlamasın, bana daha az koymuşlar falan demesin diye.

Lise hayatım boyunca da 'yanlış anlaşılma korkusu' yakamı hiç bırakmadı. Bir yandan hormonal dengesizlikler, fiziksel değişiklikler ve ruhsal bunalımlarla uğraşmakta, ailemi de uğraştırmaktaydım, bir yandan da saçma bir feminist kimliğe bürünmüştüm. Sürekli kitaplar okuyor, her kitaptan etkilenip bir dizi karar alıp ertesi hafta başka bir kitap okuyup bu sefer ondan etkilenerek daha başka kararlar alıp farklı kimliklere bürünüyordum. Her şeyin sahte, herkesin müstakbel bir yalancı olacağını düşünerek içimdeki güvensizlik duygusunun tohumlarını o zaman atmaya başlamıştım. İlginç olansa, bu karamsar ve vahim halimi dışarıya yansıtmadan daimi bir güleryüz takınarak çok güzel kamufle ediyordum. Arkadaş çevrem genişti, öğretmenlerle iyi anlaşıyordum, derslerime çalışıyor, yüksek notlar alıyordum. Ama tek başıma kaldığımda kendi hezeyanlarıma sadece kendimi ortak ederek aslında iletişim halinde olduğum insanların hepsinin birer çıkarcı, ikiyüzlü olduğunu düşünüyordum.

Gerçekte de öyleydi aslında çoğu, ama sorun bendeydi. Düşündüklerimi söyleyemiyor, tavrımı koyamıyordum, hayır demek isterken evet çıkıyordu ağzımdan. Öfkeli olmak istiyordum ama mağdur gibi yürüyordum. Zoraki tebessümlerden dudaklarım çatlamıştı. Böyle yaparak benim de sahte bir kimliğe büründüğümün farkına varamamıştım o zamanlar, kendime dışarıdan bakmayı becerecek zekaya sahip değilmişim demek ki. Bu yüzden günlük tutmaya başladım. Söyleyemediklerimi oraya boşaltmak için.

İşte o karışık zamanlarımda beni çok iyi anlayan, dinleyen bir anneye sahiptim, bir de o olmasa halim nice olurdu. Tanıdığım en erdemli insandır o, nasıl babamla evlendiğini merak ederdim. Hiç uyuşmazlardı, annemin aradığı anlamsa babamınki güçtü çünkü. Çocukluk arkadaşı olduklarını öğrendiğimde şaşırmıştım. Aynı mahallede büyümüşlerdi, babam Arap annem ise göçmendi, Rum, Laz karışımı bir gene sahipti. Her iki taraf da birbirini çok iyi tanırdı, dayılarımla amcalarım aynı mahallede birlikte top koşturup türlü haytalığı da birlikte yapmışlardı. Zaman zaman anlatırlardı kaç tane evin camını top oynarken kırdıklarını falan. İşte bu tanışıklık da dedemin laz damarını yola getirmiş ve kızını vermeyi kabul etmişti babama.

Babama gelince..
O benim bu dönemlerimde yoktu, aslında vardı da, varla yok arasıydı. Hiçbir zaman onunla baba-kız muhabbetimiz olmadı. Bana sunduğu tek şey arada bir saçlarımı karıştırarak kafamı okşaması ve sessiz olmam uyarısıydı. Bu kadar. Bende anlamı buydu baba kavramının. Korkulması gereken bir öğe, önümde duran kocaman bir set. Metrodaki yere çizilen sarı çizgilerdi babam, beni çevreliyordu. Değil çizgiyi geçmek, çizgiye basmak bile yasaktı. Es kaza yanlışlıkla basarım diye çizgiden metrelerce uzaklarda dolaştım hep. Sonra ne oldu? Yıl oldu 2012, değişti her şey. Babam değişti, çizgilerinse önce rengi değişti sonra yavaş yavaş boyası eskidi, silindi gitti.

Ama onun yerini dolduran dedem vardı. Annemin babası. "Benim" babam.. En sert görünümlü en yumuşak insandır dünyada. Bu diyarları terkedeli tam tamına 5 ay 28 gün oluyor, şuradaki yazıyı yazdığımda daha hastanedeydi. Zaman çabuk geçiyor... O kalın ve gür sesiyle attığı kahkahalar hala kulaklarımda...

Geçmişle gölge boksu yapmak benimkisi, biliyorum. Çoğu vakit bu zamana ayak uyduramıyorum.

Gelelim yakın tarihe..
Üniversiteye adım attığım ilk güne. Afallamış bir halde oradan oraya koşturup durduğumu hatırlıyorum, okulun rıhtımında bir köşeye tüneyip elinde şarabı kahkahalarla gülen rastalı bir çocuğa gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi baktığımı. Çömezliğin paçalarımdan aktığı o henüz liseli hallerimden arınamadığım zamanlardı onlar. Sonra sonra evrimimi tamamlamaya başladım tabi.

Lisedeki edebiyat hocam en güzel arkadaşlıkların üniversitede olduğunu söylemişti. Şimdi söylediğinin ne kadar doğru olduğunu fark ediyorum. Şu üç yılda düşünmediğim ruh hallerine bürünüp, beklemediğim yol ayrımlarına girip, hayal edemediğim türlü şanslara sahip oldum.

Kayıplarım oldu mu? Sürüsüyle.

Ama hayatı kazandırdıkları ve kaybettirdiklerine ayırmamayı öğrendim. O kendime zırh edindiğim her şeyi çıkarıp da şöyle bir hafifleyip içten bir oh çekebilmeyi başarmak adına çok yol kat ettim.

3 yorum:

~♡ηυяѕαℓкιмι™ dedi ki...

Hayatın bana öğrettiği en kesin bilgi şudur ki kimse ile sır paylaşmayacaksın..
Hayatı sadece kendin için yaşayacaksın ve takmayacaksın! Yoksa olan insanın kendisine oluyor.

bensu dedi ki...

merhaba canım blogun ve yazıların çok güzel üyenim, bende bloguma beklerim şimdiden teşekkürler,sevgiler...

http://www.bensukaya.blogspot.com/

Asayra dedi ki...

her zaman kazanman iyi dostluklar kurman dileğiyle. seninle arkadaş olmak isterdim çünkü yazılarında çoğu zaman kendimi buluyorum ve samimi buluyorum seni