...

Temmuz 06, 2013

Call Center

Sabah 10, uyanma vakti. Yarım saat içinde yüzünü yıka, çayını iç, bir şeyler atıştır, giyin ve çık.

Sokaktayım, yürüyorum. Arabadan kollarını sarkıtan insanlar, işlerine yetişmeye çalışan kravatlı adamlar, bir köpek sıcaktan gölgeye çekilmiş ve bir ihtiyar elinde fırından yeni çıkmış ekmeği, kahvaltıya yetiştirmeye çalışıyor. Sokağın sol tarafından yavaş yavaş yürüyorum. 10:37'de metrobüse biniyorum. Saat 10:47'de ofisteyim. Her zamanki gibi yine erken varıyorum. Mesaim 11:00'de başlıyor. Bu benim ilk iş deneyimim. Çağrı merkezinde müşteri hizmetlerinde çalışıyorum.

...

Çalışıyordum. Tam iki ay boyunca haftada altı günü bu şekilde geçirdikten sonra geçen hafta işten ayrıldım. Aslına bakılırsa ilk zamanlar eğlenceli sayılabilecek bir işti, insanlarla telefonda iletişim sağlamak ve anlattıkları sorunlarıyla alakalı bir çözüm bulmak heyecan vericiydi. Hatta bazen kişisel sorunlarından da bahsediyorlar, bazıları ödedikleri telefon faturasından hareketle aşk hayatından dem vuruyor, çoğu agresif bir ses tonuyla memleket meselelerinden konu açıyor, şikayetlerini dile getiriyor, kimisi de geçim derdinden ağlaşıyordu. Bense beylik laflar edecek konumda olmadığımdan bir şekilde konudan sapmamaya, konuşmanın en başına dönmeye çabalıyordum.

Sonraları bu iş monoton, tekdüze ve çekilmez bir hal aldı. Çünkü sürekli insanlara aynı şeyleri anlatmak, aynı cümleleri kurmak zorunda olmak, tuhaf bir kakofoniye dönüştü. Yolda yürürken dahi, o ezberlediğim cümleler geçiyordu kafamdan sürekli. Asıl önemli konu, prim dedikleri olaydı. Prim kazanmak için faturalı cep telefonu hattı satmak gerekiyordu. Eline bir kağıt tutuşturarak, "Burada yazılanları müşteriye oku ve ikna etmeye çalış." dediler ilk gün bana. Baktım kağıda, büyük puntolarla "Avea'dan muhteşem kampanya!" diyordu. "Ayda 100 dakika her yöne konuşma 12 ay boyunca sadece 9 tl!"

Yalan.

Başta bilmiyordum bu kampanyanın bir kandırmaca olduğunu. Tabi birkaç tane sattım bu yüzden. Meğer 9 tl dedikleri faturalı hat iki ay sonra vergilerle birlikte 200-300 tl'ye katlanıyormuş. Bir de üstüne hat taahhütlü olduğundan bir yıl boyunca o parayı ödemeye mahkum ediliyormuş hat sahibi. Yani milleti kazıklıyorlardı resmen. Bunu öğrenince bir daha satmadım tabi. Ama eğer satmazsan patronun para kazanamayacağını, dolayısıyla hat satamayanların işten çıkarılacağına dair bir bilgi verilmemişti en başta. Orada çalışan çoğu üniversite öğrencisine prim diyerek bu dandik kampanyayı insanlara satmalarını teşvik ediyorlardı. İşin kötüsü, bile bile insanları aldatan tam 15 kişi çalışıyordu orada ve hepsi de yedikleri haltın farkındaydı. Şaşırdım. Belki de paraya çok ihtiyacı olanlar vardı aralarında, çalışarak okul taksidini ödeyen ya da kirasını denkleştirmeye çalışan bir iki kişiyi tanımıştım. Yine de birilerinin emekli maaşını, bir diğerinin mutfak masrafından arttırdığı parayı kötü bir kandırmacayla maaş olarak kazanmak, insanın içine sindirebileceği türden bir şey olmamalı.

Hepsi bir yana çağrı merkezinin sahibi olacak patron, 1.50 boylarında, aşırı makyajlı, ilk gördüğümde yirmilerinde sandığım ama yaşının 35 olduğunu öğrendiğimde şaşırdığım bir kadındı. İşletme bölümündeyken bu işte çalışmaya başlamış ve bunda iyi para olduğunu görerek okulu bırakıp çalışma hayatına atılmıştı. Tiz ve cılız sesiyle etrafa kibirli bakışlar atan ve emir kipiyle cümle kuran, nadiren gülümseyen, gülümsediğinde de yüzü seğiriyormuş gibi bir hâl alan tuhaf bir kadın. Defalarca telefondaki konuşmasını dinledim, öyle tatlı bir ses tonu takınıyor, öyle gerçekçi yalan söylüyordu ki onu hiç tanımasam ve sadece sesini duymuş olsam, hemen o anda melek gibi bir kadın figürü belirirdi zihnimde. Gelgelelim, durum hiç de öyle değildi. Genellikle benim gibi çalışanlar arasından sessiz ve mülayim olanların üzerine gidiyor, bir nevi ego tatmini yapıyor, bundan da zevk alır gibi bir surat ifadesine bürünüyordu. Üstüne üstlük tüm öğrencileri sigortasız çalıştırıyor, işten çıkmak istedikleri takdirde iki hafta boyunca çalışmak zorunda bırakıyor, buna itiraz ettiklerinde de sözleşmede öyle yazdığını, eğer çalışmazlarsa maaşlarının verilmeyeceğiyle tehdit ediyordu. Dişini geçirdiği insanlara boyun eğdirmeyi de başarıyordu. Bir arkadaşım maaşını alabilmek için iki hafta boyunca her gün lanet ederek işe gelip gitti. Ben bu saçmalığa ancak iki ay dayandım.

İlk iş deneyimim tamamen bir fiyaskoydu. Ama en azından bu tür işlerin nasıl yürüdüğünü anladım, insanların başkalarını ne derece kandırmaya hevesli ve o başkalarının da kandırılmaya ne kadar müsait olduğunu gördüm.

6 yorum:

asayra kurt dedi ki...

Benimde ilk iş deneyimim böyle birşeydi umarım hak ettiğimiz işleri buluruz....allah hayırlı kapılar açsın ne insanlar var ne...aynı senin dediğin gibiler ve orda çalışanların hepsi çirkeftir kusura bakmasın beşli düzgün çalışsn vardır ama yüzde doksanı böyle hele ki bayanlarını hiç sorma anladın sen onu :-) iğrendim o ortamları göre göre artık insanlardan yalandan iğrendim ve bir daha asla bu tarz iş yapmayacağım dedim kendi kendime ve allahım inş beni zorda bırakmaz mecbur bırakmaz çünkü gerçekten işkence senin benim gibiler için

Kâğıttan Kayıklar dedi ki...

Haklısın.
Bu işin olumlu tek tarafı, bana tecrübe kazandırması oldu zaten.

Turgut U. dedi ki...

Hayat zorla da olsa keyif almadığın işi yapmamayı gerektirecek kadar kısa, isabet olmuş umarım daha iyisi olur

Kâğıttan Kayıklar dedi ki...

Umarım. Teşekkür ederim Turgut.

heamoglobin dedi ki...

neyse ki istediğinde işini bırakabilme imkanına sahipmişsin.

Zifirî dedi ki...

elbette bu zamanda iş olanağı kısıtlanacaktır bu fikirde. fakat insan fikirleri için yaşarsa, mutlu ve güçlü olur. tercihin müthiş, gücün hiç düşmesin.