...

Haziran 09, 2010

Güneş doğarken..


Bu güneşli havalar, sokaklardaki insanlar, martılar, karıncalar, ahmak siyasetçiler, aptal savaşlar, ölümler, doğumlar, yıkımlar, bağırışlar...

Bazen her şey o kadar gereksiz, tuhaf geliyor ki.

Ve en önemlisi yaşamak zorundalığı. Varoluşun sancısı. Bir sonun varlığını bilerek ve yarının meçhul olduğu gerçeğinin bilincinde aylar sonrası için planlar kurmak.. Bunu düşündüğümde havada asılı kalmış gibi hissediyorum. Öyle durağan, öyle garip ve devinimsiz.

Aynı soruları sorup aynı cevapları aldığımı gün geçtikçe daha iyi anlıyorum. Sanki bir bilgi yarışmasındaymışım gibi biraz önce bilemediğim soru tekrar karşıma çıkarılıyor ve ben cevap arıyorum. ı-ıh.. bulamıyorum yine. Sanırım bazı sorular cevapsız doğuyor. Ve bu yetinememezlik duygusu daha çok soru işareti anlamına geliyor. Kafamdaki soru işaretleri ünlemlere çarpıyor bazen. Durdurulması mümkün olmayan tam gaz ilerleyen bir araba gibi engelleyemiyorum iç sesimi.

Garipliklerle doluyum.

2 yorum:

Mozlal dedi ki...

"Cevapları Bilinmeyen Sorular"ın cevapları içlerde gizlidir. Aslında biliriz cevapları, ancak bakmak istemediğimiz noktalarda olduğu için "göremediğimizi" sanıyoruz.

Özge dedi ki...

Bilinç altında gizlenen su yüzüne çıkmamış ya da kendimize sormadığımız, duyacağımız cevaptan korktuğumuz sorular da var aslında.. Ve dediğin gibi bakmak istemiyoruz o tip soruların varlığına inanmak istemediğimizden..