...

Ekim 16, 2014

Taş

İnsan sevmiyorum.

Tüm bu egosantrik zırvalıklar başımı ağrıtıyor artık. İşin kötüsü duyarsızlaşamıyorum da. Yüzümdeki ifadeyi kilitleyip günboyu onunla dolaşamıyorum. Çevremde ve dünyada olan bitenlere karşı iki jest bir mimik, facebookta bi atarlı cümle, twitterda üç beş hashtagle cevap veremiyorum. Bununla yetinemiyorum. Bununla rahatlayamıyorum. Bununla vicdanımı dindiremiyorum.

İşte bu hengamede sevmek/sevilmek için takla atan insanları anlayamıyorum. Bunun için zaman harcamalarına, kendilerini hırpalamalarına, kendilerini beğendirme çabalarına kızıyorum. Ki sevmek dediğim sevişmek, hatta bir deliğe girmekten ibaret çoğu için. Bu deliğe girebilmek adına kitaplar okumak, filmler izlemek, müzik dinlemek, bir şiir ezberlemek, entelektüel olmak ve tüm bunları o deliğe girmekte bir merdiven olarak kullanmak. Önce bir adım, sonra iki adım, "Kürk mantolu madonna mı, tabi ki başucu kitabım", üç, "Bence de ödül Dicaprio'nun hakkıydı.", dört, "Pink Floyd'a tapıyorum ya " beş, "İskandinav sineması favorim", altı...

Bingo!

"Yürümek" tabiri buradan çıkmış olsa gerek.

Bu yavşak düzene kızıyorum. Karşımdakine insan olmasından mütevellit insanca davranmanın, iyi niyetin ve kibarlığın, aptallık/saflık olarak addedilmesine kızıyorum. İşine gelmeyince de seni hemen bir genellemeye dahil eden insanlara hayıflanıyorum.

Omuzlarımda bir yorgunluk hissettiriyor bunlar bana.

"Ah kimselerin vakti yok
 Durup ince şeyleri anlamaya."

Boşluklar, boşluklar, boşluklar...

İçimizdeki boşluklar bizi böyle yapıyor. O boşlukları bir erkekle/kadınla doldurmaya çalışıyoruz. Seksle, futbolla, bilgisayar oyunlarıyla, müzikle, alkolle doldurmaya çalışıyoruz. Yanlış yapboz parçasını tablodaki boşluğa sığdırmaya çalışmaktan vazgeçip, boşlukları olduğu gibi bırakıp onlarla yaşamayı becerebilsek, bir adamı/kadını gerçekten sevmeyi, bir kitabı sadece kapağına bakarak değil, içindeki anlama eğilerek almayı da öğrenebiliriz belki.

Ama işte diyorum ya sanki tek derdimiz buymuş gibi.

İnsan ilişkileri, ayakkabının içine taş doldurmak. Kendini ağırlaştırmak ve yürümeyi zorlaştırmak.

1 yorum:

MeRiÇ dedi ki...

ne kadar da doğru
"Ah kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya."
artık herkes popüler kültür mantarı ney onları yürütse ona yöneliyor sırf içindeki boşluğu doldurmak için ve kalıcı olan inceliklere yer bırakmıyor kimse