...

Haziran 12, 2015

Bilinç Akışı

Sıcak havanın ağırlığından kurtulup uyuyamadığın için duşa giriyorsun. Kafandan aşağı şeritler halinde akan su hafifletiyor, serinlemeye nazaran. Sanki tonla yükün üzerinden kalkmasına yardımcı oluyor, tozdan ve külden kurtarırken bir yandan. Temiz çarşaflara kafanı koyuyorsun temiz vücudunla birlikte. Odanın sıcaklığı tam da istediğin ölçüde. Gecenin sessizliğinde bir bardak suyu içerken, serin serin boğazından geçişini hissediyorsun.
Ezan okunuyor. Müezzinin bugün de işinin gereğini sorunsuzca yerine getirdiği anlaşılan, biraz da yastık izinden hallice yüz ifadesini duyumsuyorsun. Şehrin bir tarafı uykuya dalarken diğerleri uyanıyor bu çağrıyla. Sen hangi taraftasın, meçhul.

Geçmişin ve geleceğin ellerinde ufal(an)dığı, önemli olanın tam da “şu an” olduğu bilinci, bir perde hareketi gibi çakıyor zihninde. Yeni bir şeyi keşfetmiş gibi gözlerini kısıyorsun. Gün aksın, gün dönsün. Sabah, öğle, akşam ve gece. Sanki bir nefes alma refleksinden ibaretmiş gibi geliyor yaşamak denilen şey. Nadiren de olsa, daha önce duyulmamış bir çiçeğin kokusunu duymak gibi heyecan verici, taze ve ferah hissettirmese, devam eder miydin bu alışverişe, bu teneffüse?

Bilmiyorsun. “Bir sincap gibi”,  yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden yaşamalı diyorsun, ama tırnaklarını boyamaya, kırıklarını aldırmaya devam ediyorsun.