...
Şubat 23, 2012
Exit The System
İnsan olmanın gereklerinden birini düzene uyum sağlama çabasıyla yok edip aslında normal olanın, işleyişin bir parçası olmak gerektiğini söylemek ne kadar basit. Seçimler mi yoksa seçimlerin insanları taşıdığı noktalar mı daha önemli? Gereksiz ayrıntıları zihnimize yerleştirmeyi öğrenme diye ezberliyor ve buna alıştırılıyor, her geçen gün uyuşturuluyoruz.
Ocak 28, 2012
Aralık 10, 2011
Mayıs 07, 2011
Kimse Eşit Doğmaz Ama Herkes Eşit Ölür
Eğer küfrettiğimiz insanlarla aynı fırsatlara ve şanslara sahip olsaydık biz de farklı olmayacaktık. Bu yüzden ben önce idollerimi öldürdüm. Hiç kimse doğru olamaz çünkü. Çünkü algı diye bir şey varsa ve bu şey zamana, insanlara ve görünürdeki dünyaya göre sürekli değişiyorsa artık orada doğru yoktur. Sadece kazananların kaybedenler üzerinde belirledikleri normlar vardır.
Ben kaybetmeyi seçtim. Kimileri için bu bir kaderdir. Bu yüzden rol yapmazlar onlar. Ben rolümü iyi yapamadığım zamanlarda yani bi kazanan kadar basitleştiğim zamanlarda genelde küstahlaşırım. Çünkü hiçbirimiz bi 30 yıl sonra böyle sıkıcı tavırlarla ukala ukala konuşamayacağız. Elimizde bi idrar torbası, geçmişi hatırlayıp gözlerimiz dolup yalnız başımıza ölmeyi bekleyeceğiz.
Ben kaybetmeyi seçtim. Kimileri için bu bir kaderdir. Bu yüzden rol yapmazlar onlar. Ben rolümü iyi yapamadığım zamanlarda yani bi kazanan kadar basitleştiğim zamanlarda genelde küstahlaşırım. Çünkü hiçbirimiz bi 30 yıl sonra böyle sıkıcı tavırlarla ukala ukala konuşamayacağız. Elimizde bi idrar torbası, geçmişi hatırlayıp gözlerimiz dolup yalnız başımıza ölmeyi bekleyeceğiz.
Ocak 17, 2011
Sessiz Yığınların Gölgesinde

Aslında hayattaki dertlerimin bir anlamı yok. Her şey sonlu değil mi sonuçta. Bir gün bitecek, bitmeli. Başıma üşüşen dertler de bitecek sıkıntılar da mutluluklar da. Mavi tükenecek, yeşil de. Sadece bok rengi bi yuvarlağın içinde yaşıyor olacağız günün birinde. Dramatik bir durum değil bu aslında. Olayı dramatize eden kutuplardaki buzullar erirken kutup ayılarının çektiği sıkıntıları çok çözünürlüklü fotoğraf makineleriyle çeken fotoğrafçılar. Evet. Ve biz bunların birgün yaşanabileceğini düşünmedik. Kıyamete inanan insanoğlu birgün bu dünyanın yorulup da pes edeceğini, ne bileyim gelişigüzel yaşarken, kirletirken, yok ederken, dünyanın yine aynı mutlulukla ve aynı düzen içinde dönemeyeceğini hesap edemedi mi? Edemedi. Çünkü biz kendi söküklerini dikemeyen terzileriz. Ve sürekli mazeretler uyduruyoruz, dışarıdan bizi hangisi daha zengin hangisi daha güzel gösteriyorsa o maskeyi takıyoruz, o tavrı takınıyoruz diğerlerinden üstün olma çabası içinde.
Belki de her şeyin farkındayız çoğumuz. Ama kolaya kaçıp yığınlar arasına karışıyoruz. Susuyoruz, bazen de içimizden konuşuyoruz.
Aralık 14, 2010
"Ben buyum"
Tuhaf hissediyorum kendimi. Ve bu benim her zamanki halim.
Her şeyden çabuk vazgeçiyorum bu aralar. Söz veriyorum, tutmuyorum. Aptallık ediyorum "hayır" demek isterken "evet" diyorum ve zor duruma sokuyorum kendimi. En büyük aptallığım bu benim. İnsanlar arasına karışma isteği yok içimde ama bazen ihtiyaç da duyuyorum yeni yüzler görmeye. Bazen "boşversene, hayatı plansız, kim ne der diye düşünmeden ve biraz da sonrasını umursamadan yaşa" diyor bir ses ama susturuyorum onu. Hep korkuyorum korkuyorum korkuyorum! En çok da başlangıçlardan. Yeni bir ilişkiye başlamaktan, hatta yanıma yaklaşıp "bi' dakika bakar mısınız" diyen broşür dağıtan insanlardan. Israrla elime sıkıştırdıklarını okumadan çantama atıyorum.
Sadece bir kademe yaklaşmalarına izin veriyorum insanların. Daha derine inmesinler istiyorum. Ben kendi kabuğumda kalayım. Güvensizliğimin yarattığı korku ütopyalarımı besliyorum kendi içimde. Eksikliklerimi yüzüme her gün vururken birinin aynı eksikliklerimden bahsetmesine öfkeleniyorum. Kendimi savunmak için bir tek cümle kuruyorum: Ben buyum!
Her şeyden çabuk vazgeçiyorum bu aralar. Söz veriyorum, tutmuyorum. Aptallık ediyorum "hayır" demek isterken "evet" diyorum ve zor duruma sokuyorum kendimi. En büyük aptallığım bu benim. İnsanlar arasına karışma isteği yok içimde ama bazen ihtiyaç da duyuyorum yeni yüzler görmeye. Bazen "boşversene, hayatı plansız, kim ne der diye düşünmeden ve biraz da sonrasını umursamadan yaşa" diyor bir ses ama susturuyorum onu. Hep korkuyorum korkuyorum korkuyorum! En çok da başlangıçlardan. Yeni bir ilişkiye başlamaktan, hatta yanıma yaklaşıp "bi' dakika bakar mısınız" diyen broşür dağıtan insanlardan. Israrla elime sıkıştırdıklarını okumadan çantama atıyorum.
Sadece bir kademe yaklaşmalarına izin veriyorum insanların. Daha derine inmesinler istiyorum. Ben kendi kabuğumda kalayım. Güvensizliğimin yarattığı korku ütopyalarımı besliyorum kendi içimde. Eksikliklerimi yüzüme her gün vururken birinin aynı eksikliklerimden bahsetmesine öfkeleniyorum. Kendimi savunmak için bir tek cümle kuruyorum: Ben buyum!
Ekim 26, 2010
Mutluluk Aşısı
Kendimi sevmeyi, küsmemeyi öğrenmeye başladım. Zaman zaman kendini beğenmiş bi’ hergele oluyorum bazen de dünyanın en ezik, en vasat Gregor Samsavari bi’ Notre Dame’ına dönüşüyorum/dum.
Artık bu boktan hayatı kusurlu, eksik, berbat, çirkin, aptallarla dolu olduğunu bilerek güzel buluyorum. Dünyaya Armağan Çağlayan eleştirmenliğiyle bakmak iyi bir şey değil.
Ve şimdi daha mutluyum ben, acılar sıradanlaştıkça.
Artık bu boktan hayatı kusurlu, eksik, berbat, çirkin, aptallarla dolu olduğunu bilerek güzel buluyorum. Dünyaya Armağan Çağlayan eleştirmenliğiyle bakmak iyi bir şey değil.
Ve şimdi daha mutluyum ben, acılar sıradanlaştıkça.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
