...

Ekim 26, 2010

Mutluluk Aşısı

Kendimi sevmeyi, küsmemeyi öğrenmeye başladım. Zaman zaman kendini beğenmiş bi’ hergele oluyorum bazen de dünyanın en ezik, en vasat Gregor Samsavari bi’ Notre Dame’ına dönüşüyorum/dum.

Artık bu boktan hayatı kusurlu, eksik, berbat, çirkin, aptallarla dolu olduğunu bilerek güzel buluyorum. Dünyaya Armağan Çağlayan eleştirmenliğiyle bakmak iyi bir şey değil.

Ve şimdi daha mutluyum ben, acılar sıradanlaştıkça.

Haziran 09, 2010

Güneş doğarken..


Bu güneşli havalar, sokaklardaki insanlar, martılar, karıncalar, ahmak siyasetçiler, aptal savaşlar, ölümler, doğumlar, yıkımlar, bağırışlar...

Bazen her şey o kadar gereksiz, tuhaf geliyor ki.

Ve en önemlisi yaşamak zorundalığı. Varoluşun sancısı. Bir sonun varlığını bilerek ve yarının meçhul olduğu gerçeğinin bilincinde aylar sonrası için planlar kurmak.. Bunu düşündüğümde havada asılı kalmış gibi hissediyorum. Öyle durağan, öyle garip ve devinimsiz.

Aynı soruları sorup aynı cevapları aldığımı gün geçtikçe daha iyi anlıyorum. Sanki bir bilgi yarışmasındaymışım gibi biraz önce bilemediğim soru tekrar karşıma çıkarılıyor ve ben cevap arıyorum. ı-ıh.. bulamıyorum yine. Sanırım bazı sorular cevapsız doğuyor. Ve bu yetinememezlik duygusu daha çok soru işareti anlamına geliyor. Kafamdaki soru işaretleri ünlemlere çarpıyor bazen. Durdurulması mümkün olmayan tam gaz ilerleyen bir araba gibi engelleyemiyorum iç sesimi.

Garipliklerle doluyum.

Reklam